Ağaca, kuşa, yıldızlara o köşedeki dilenciye aitiz



Translate

Sayfalar

26 Mart 2025 Çarşamba

Eleştirinin İlk Adresi: Kendi Yören

"Kimi Eleştirirsen Eleştir, Gözünü Tek Yere Dikip Kendi Yörene Kör Olma" Üzerine Bir Deneme

İnsan, doğası gereği çevresini gözlemler, değerlendirir ve zaman zaman eleştirir. Eleştiri, bir toplumun gelişiminde önemli bir araçtır; yanlışları düzeltmek, eksikleri tamamlamak ve daha iyiye ulaşmak için bir pusula gibidir. Ancak eleştiri, yalnızca başkalarına yöneltildiğinde ve kendi kusurlarımız göz ardı edildiğinde, bir erdem olmaktan çıkar, tek taraflı bir yargıya dönüşür. Eleştirinin dengeli bir şekilde yapılması gerektiğini, yalnızca karşımızdakine değil, aynı zamanda kendimize de bakmamız gerektiğini unutmamalıyız.

Yapılması gereken, insanın kendini merkeze alma eğiliminden uzaklaşmasıdır. Eleştiri yaparken çoğu zaman gözümüzü yalnızca karşımızdakinin hatalarına dikeriz; kendi çevremizi, davranışlarımızı ya da inançlarımızı sorgulamayı ihmal ederiz. Bu, bir tür körlük yaratır. Kendi "yöremiz" – yani alışkanlıklarımız, önyargılarımız, değerlerimiz yada aidiyet hissettiğimiz bir grup – eleştiriden muaf tutulduğunda, bakış açımız daralır ve gerçeklikten koparız.
Eleştirdiğimiz şeyin aynısını ya da benzerini kendimizde taşıyor olabiliriz; bu yüzden dikkatli olmalıyız.
Örneğin, bir toplulukta birinin bencilliğini eleştirirken, kendi davranışlarımızda benzer bir eğilim olup olmadığını gözden kaçırabiliriz. Başkalarının tutarsızlığını yargılarken, kendi sözlerimizle eylemlerimiz arasındaki çelişkileri fark etmeyebiliriz. Bu, insan psikolojisinin bir zaafıdır: Kendi kusurlarını görmek, başkalarınınkini görmekten çok daha zordur.

Eleştirinin gücü, yalnızca doğruyu işaret ettiğinde değil, aynı zamanda öz eleştiriyle birleştiğinde ortaya çıkar.

Bu düşünce, bireysel düzeyde olduğu kadar toplumsal düzeyde de anlam taşır. Toplumlar, tarih boyunca birbirlerini eleştirmiş, suçlamış ve yargılamıştır. Ancak bu eleştiriler, çoğu zaman kendi iç dinamiklerini göz ardı eden bir tek yönlülükle yapılmıştır. Mesela, bir toplum başka bir toplumu geri kalmışlıkla suçlarken, kendi eğitim sistemindeki aksaklıkları ya da kültürel erozyonu görmezden gelebilir. Eleştiri, ancak kendi içimize dönüp baktığımızda ve kendi eksikliklerimizi kabul ettiğimizde yapıcı bir hale gelir.

Modern dünyanın bilgi çağında karşılaştığımız bir başka tehlike de 'Teyit önyargısı'. Günümüzde insanlar, sosyal medya gibi platformlarda yalnızca kendi görüşlerini destekleyen içerikleri tüketmeye eğilimlidir. Başkalarını eleştirirken, kendi bilgi balonlarının dışına çıkmayı reddederler. Kendi "yöremiz" – yani konfor alanımız – dışındaki gerçekliklere kör kaldığımızda, eleştirilerimiz yüzeysel ve etkisiz kalır. Oysa gerçek bir eleştiri, farklı perspektifleri anlamayı ve kendi duruşumuzu sorgulamayı gerektirir. Peki, bunu nasıl hayata geçirebiliriz?

İlk adım, eleştiri yapmadan önce bir an durup kendimize şu soruyu sormaktır: "Ben bu konuda ne kadar tutarlıyım? Kendi yöremde benzer bir hata var mı?" Bu öz eleştiri, bizi daha adil ve dengeli bir konuma getirir. İkinci adım ise, bakış açımızı genişletmektir. Tek bir noktaya odaklanmak yerine, resmi bütün olarak görmeye çalışmak, eleştirilerimizi daha derin ve anlamlı kılar. Son olarak, eleştiriyi bir yıkım aracı değil, bir inşa fırsatı olarak görmek gerekir. Kendi kör noktalarımızı fark ettiğimizde, hem kendimizi hem de çevremizi iyileştirme şansımız doğar.

Sonuç olarak, Eleştirinin yalnızca başkalarına değil, kendimize de yönelmesi gerektiğini; dar bir bakış açısının bizi gerçeklikten uzaklaştıracağını anlamalıyız. Bu, bireyden topluma uzanan bir erdem yolculuğudur. Eleştirdiğimiz kadar eleştirilmeye açık olduğumuzda, körlük yerini berrak bir görüşe bırakır. Ve belki de o zaman, hem kendimizle hem de dünyayla daha barışık bir hayat sürebiliriz.


Özgün İçerik : Deneme,Makale,Öykü, Sosyal içerik

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

@Mi_DeliMiDeli

@Mi_DeliMiDeli
DeliMiDeli @Mi_DeliMiDeli