Bir dizi izlerken ya da bir kitabı okurken, “Bu hikaye ne kadar gerçekçi!” dediğimiz anlar olur. Peki, ya o hikaye gerçekten birinin hayatından, hem de bir psikiyatristin divanından alınmışsa? Kral Kaybederse gibi eserler, psikiyatrist Gülseren Budayıcıoğlu’nun hasta hikayelerinden esinlenerek yazdığı kitaplardan uyarlandı. İsimler değişiyor, detaylar kurguya bürünüyor, ama o hikayeler bir zamanlar bir terapist odasında, gözyaşları ve cesaretle anlatılmış sırlar. Bu durum, bende derin bir rahatsızlık uyandırıyor: Bir psikiyatrist, hastalarının en mahrem anlarını bir yazarlık ya da senaristlik kariyeri için basamak olarak kullanabilir mi? Üstelik, psikiyatrik hastaların muhakeme yetisi bazen bulanıkken, onların verdiği “onay” ne kadar anlamlı? Gelin, bu konuyu samimi bir şekilde masaya yatıralım.
Psikiyatri, insanın en çıplak halini gördüğü bir meslek. Bir hasta, terapistine
