Günümüzde bir tartışma başladığında refleksimiz hazır: Karşımızdaki ya aptal, ya da kasıtlı olarak yanıltıcı. Sesler yükselir, kelimeler zehirlenir, konu unutulur; geriye sadece “ben haklıyım, sen düşmansın” kavgası kalır.Bu alışkanlık çok eski bir korkudan besleniyor: Farklı düşünen, tehlikeli olandır. Beynimiz hâlâ o ilkel alarmı çalıyor. Sosyal medya ise ateşi körüklüyor. Artık kimse “acaba neden böyle düşünüyor?” diye sormuyor. Hemen etiket yapıştırıyoruz: cahil, yobaz, elit, gerici…En büyük tembelliğimiz burada gizli. Gerçek bir tartışma zor, yorucu ve ego yaralayıcıdır. “Sen aptalsın” demek ise bir saniye sürer ve kendimizi üstün hissettirir. Öfke, tartışmayı kazanmanın en ucuz yoludur.Bedeli ağır: Hakikati kaybediyoruz. Çünkü öfkeli zihin yeni fikre kapanır. Arkadaşlıklar, aileler, toplumlar bu zehirle çürüyor. İnsanlar artık farklı düşünenle aynı masada oturamıyor.Asıl trajedi şu: “Öteki”ni şeytanlaştırırken kendi yanılgılarımızı, önyargılarımızı, eksik bilgilerimizi gizliyoruz. En büyük yalanımız “ben her zaman mantıklıyım” sanrısı.
Çözüm basit ama zor:
Bir tartışmada durup kendimize sormak: “Gerçekten aptal mı, yoksa sadece farklı mı bakıyor?”
Merakı yeniden canlandırmak.
“Haklı olma” ihtiyacımızı azaltmak.
John Stuart Mill’in dediği gibi, düşüncelerimizin doğruluğunu sınamanın tek yolu karşıt görüşlerle yüzleşmektir. Bu yüzleşme öfkesiz olursa değerlidir.Anlaşmazlık insan olmanın doğal hali. Önemli olan onu savaş alanı değil, düşünme laboratuvarı haline getirmek.Öfkeyi ve “ya aptal ya kötü” varsayımını terk ettiğimiz gün, belki ilk kez gerçekten tartışmaya başlamış olacağız.Aksi halde, hepimiz daha haklı olduğumuzu sanarak, daha yalnız ve daha cahil kalacağız.Anlaşmazlığın asıl zehri fikir ayrılığı değil; onu nefretle doldurma alışkanlığımızdır.
Çözüm basit ama zor:
Bir tartışmada durup kendimize sormak: “Gerçekten aptal mı, yoksa sadece farklı mı bakıyor?”
Merakı yeniden canlandırmak.
“Haklı olma” ihtiyacımızı azaltmak.
John Stuart Mill’in dediği gibi, düşüncelerimizin doğruluğunu sınamanın tek yolu karşıt görüşlerle yüzleşmektir. Bu yüzleşme öfkesiz olursa değerlidir.Anlaşmazlık insan olmanın doğal hali. Önemli olan onu savaş alanı değil, düşünme laboratuvarı haline getirmek.Öfkeyi ve “ya aptal ya kötü” varsayımını terk ettiğimiz gün, belki ilk kez gerçekten tartışmaya başlamış olacağız.Aksi halde, hepimiz daha haklı olduğumuzu sanarak, daha yalnız ve daha cahil kalacağız.Anlaşmazlığın asıl zehri fikir ayrılığı değil; onu nefretle doldurma alışkanlığımızdır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Okuduklarının sende en çok yankılanan kısım ne, ya da kendi deneyimlerinle nasıl bağ kuruyorsun? Yorumlarda paylaşır mısın ? :)